TESLİMİYET BİLİNCİ
Teslimiyet, tohumu toprağa ekmek ve büyümesini sabırla beklemektir. İnsan ne zaman filizleneceğini kontrol edemez ama ona gereken her şeyi verirsin ve gerisini akışa bırakır

Aydın Uzkan
-Kabullenen insan, olanın gerçekliğini yaşar. Yargılayan, etiketleyen, hep negatif manalar yükleyen ise, gerçek bir hayat hikayesi yazmaz. Hayatın her anını kontrol edemeyeceğimizi idrak ettiğimiz noktada teslimiyet doğar.
Teslimiyet, tohumu toprağa ekmek ve büyümesini sabırla beklemektir. İnsan ne zaman filizleneceğini kontrol edemez ama ona gereken her şeyi verirsin ve gerisini akışa bırakır.
Bir okçu olmaya benzer teslimiyet. Nişan alıp, yayı germek ve oku hedefe doğru bırakmak. O andan sonra okun nereye gideceğini tam olarak bilinmese de, elden geleni yapmış olmanın huzuruna erer insan.
Bazen de nehir gibi olmaktır teslimiyet. Direnmeden, akıntıya güvenerek ,benliğimizin gerçek kaynağına yaşamımızı güvenerek ilerlemektir. Kayalara çarpılsa da, kıyılara takılınsa da, eninde sonunda okyanusa ulaşacağını bilmektir. Öz ile birleşip, aslına dönme halidir.
Teslimiyet bilinci, görünmeyen bir eşiği aşmak gibidir. Ne bir sonu temsil eder ne de açık bir başlangıcı. İnsanın kendi iç sesini susturup hayatın ritmini dinlemeyi öğrenmesiyle ortaya çıkar. Bu bilinçte, olaylar artık “neden benim başıma geldi?” sorusuyla değil, “bende neyi açığa çıkarıyor?” düşüncesiyle karşılanır.
Teslimiyet, mücadeleden vazgeçmek yada yenilgi değil; neyin bizim irademizde, neyin olmadığını ayırt edebilme olgunluğudur. Teslimiyet çoğu zaman yanlış anlaşılır; güçsüzlükle, vazgeçmişlikle ya da boyun eğmeyle karıştırılır. Oysa gerçek teslimiyet, insanın kendi sınırlarını fark etmesiyle başlayan bilinçli bir kabulleniştir.
Hayata karşı yumruk sıkmak yerine avuçlarını açabilen insan, olanı olduğu gibi görebilir. Bu bakış açısı, insanı hem daha sakin hem de daha güçlü kılar. Çünkü gerçek güç, her şeyi kontrol etmekte değil; gerektiğinde bırakabilmektedir.
İnsan, çoğu zaman kaygılarını kontrol etme arzusu yüzünden büyütür. Geleceğin belirsizliği, geçmişin pişmanlıkları zihni daraltır. Teslimiyet ise insanı an’a getirir. Değiştiremeyeceği şeylerle savaşmayı bırakan kişi, enerjisini gerçekten dönüştürebileceği alanlara yöneltir. Bu yönüyle teslimiyet, pasif bir kabulleniş değil; ruhu hafifleten aktif bir farkındalıktır. İnsanı edilgen yapmaz; aksine onu daha sahici kılar. Çünkü artık tepkiler korkudan değil farkındalıktan doğar.
Teslimiyet, insan ruhu için derin bir rahatlama ve denge kaynağıdır; çünkü kişi her şeyi mutlak kontrol etme çabasından vazgeçtiğinde, zihnindeki yük hafifler ve iç huzura alan açılır. Hayatın getirdiği belirsizlikleri kabullenmek, ruhu sürekli kaygı hâlinde tutan direnç duygusunu azaltır ve kişinin kendi sınırlarını şefkatle fark etmesini sağlar. Bu kabulleniş, umutsuzluk değil aksine güven duygusu doğurur; insanın kendisiyle, başkalarıyla ve yaşamla daha sağlıklı bir bağ kurmasına yardımcı olur. Teslimiyet sayesinde ruh, akışa uyum sağlar, geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin korkularından özgürleşerek anda kalmanın dinginliğini deneyimler.
Teslimiyet bilinci, öğrenilmiş kabullerin ötesinde bir uyanıştır. Ne öğretilir ne de zorla kazanılır; ancak hazır olunduğunda kendini açar. İnsan, bu bilinçle hayatı tutmaya çalışmadığında teslim olmuş olacak ve hayatın kendisinde açılmasına izin verecektir.
