KAYBOLMANIN BOŞLUĞU
kaybolmak, insanın kendine tanıdığı en dürüst moladır. Var olmak zorunda kalmadığın, güçlü görünmekten azade olduğun bir aralık.

Aydın Uzkan
-Varlık algısının geçici olarak sarsıldığı “ben buradayım, ama neredeyim?” sorusunun, zihnin sabit bir uğultusu hâline gediği zamanlar vardır. Bu anlarda insanın içinde büyüyen yıkıcılık, onu içinden çıkılmaz labirente sokar. Her çıkış bir kaosu doğurur. İşte bu, kaybolmanın net resmidir.
İsmet Özel, “İnsan için önüne çıkan bütün yollar ‘yürünebilir’ yollar ise, o insan artık kaybolmuştur.” diyerek, kaybolmanın tanımı yapar. Uyuşumsuzluğun, ait olamamanın ve kaybedişlerin yarattığı baskı sonucunda kendine dönememektir kaybolmak. Giderek kendine odaklanan yalnız kent insaninin kaçınılmaz sonudur bu.
İnsan kalabalığın ortasında da kaybolabilir; herkesin bildiği sokaklarda, herkesin yürüdüğü adımlarla. Tanıdık yüzler vitrinde sergilenen maskelere dönüşürken, sen aralarından görünmeden geçersin.
Kaybolmak bazen bir yön duygusunu yitirmek değil, yönlerin senden vazgeçmesidir. Haritalar susar, tabelalar anlamını kaybeder ve adın, seni çağıran bir ses olmaktan çıkar. “Kaybolmak nereye gideceğini bilememek, yani her yere gidebilmektir” der İsmet Özel.
Zaman, kaybolanlar için farklı akar. Saatler ilerlemez, iç içe kıvrılır; dünle yarın aynı cümlede anlamını yitirir. Beklemek bile bir yer tutmaz artık. Kaybolunca, insanın zamanı içe doğru akar. Dış dünyanın saatleri çalışırken, içerideki anlar derinleşir, uzar, ağırlaşır. Bir bakış saatler sürer, bir suskunluk yıllar kadar yorucu olabilir
Kaybolmanın en derin hâli, adını bile yanında taşıyamadığın andır. İnsan kendini çağıracak bir kelime bulamaz; seslenişler boğazında yarım kalır. Dil, bildiği kelimeleri reddederken düşünceler şekilsiz bir sis gibi dağılır. O anda kaybolmak, bir eksilme değil, tanımların tek tek çözülmesidir.
Bazen yollar değil, duygular kaybettirir insanı. Sevincin fazlası da, kederin ağırlığı da aynı karanlıkta buluşturur. Bir his diğerine karışır, sınırlar silinir ve kalp, nereye ait olduğunu unutmuş bir pusula gibi dönüp durur. Yönsüzlük burada bir hata değil, kaçınılmaz bir duraktır.
‘’İnsan binlerce hayattan geçer ama birinde kaybolur . Birinde kaybolmak böyle bir şey ve her insanın çıkmaz bir sokağa ihtiyacı var’’ der Ahmet Batman, Sabah Uykum adlı kitabında .Bu yüzden kaybolmak, kalabalık bir yalnızlık hâlidir; kimse yoktur ama her şey fazlasıyla vardır.
Belki de kaybolmak, insanın kendine tanıdığı en dürüst moladır. Var olmak zorunda kalmadığın, güçlü görünmekten azade olduğun bir aralık. Orada kimse seni beklemez, sen de kimseye yetişmeye çalışmazsın. Ve tam o boşlukta, yeniden bulunacak olan şey eski sen değil, daha sessiz, daha gerçek bir ihtimaldir.
Kaybolmak, bazen kendinden düşmektir. Aynaya baktığında bakışların geri dönmez, sorular cevapsız kalır. İçinde bir boşluk değil, boşluğun içinde bir sen oluşur.
Şehirler kaybolmayı iyi bilir. Dar sokaklarında sesini yutar, ışıklarını yanlış yerlere düşürür. Gece, kaybolanları daha kolay kabul eder; çünkü karanlık kimseye hesap sormaz. Hatıralar da yön şaşırır bu hâlde. En net anlar bulanıklaşır, en küçük detaylar ağırlaşır. Geçmiş, omuzlarına asılan görünmez bir palto gibi taşınır.
Kayboldukça sadeleşir insan. Fazlalıklar dökülür, cümleler kısalır, beklentiler sessizce uzaklaşır. Geriye sadece yürüyen bir iç ses kalır. Belki de kaybolmak, bulunmaktan önce gelen bir eşiğin adıdır. Eski benliğin kapıyı kapattığı, yenisinin henüz anahtarını bulamadığı o ara boşluk.
Ve insan, en çok da kendine doğru giderken kaybolur. Çünkü bazı yollar, ancak yönsüzken açılır; bazı varışlar, ancak kaybolmayı göze alanlara görünür.
.
.
.
