03 Ocak 2026 - Cumartesi

NORMALLEŞEN ANORMALLİKLER

İşlendikçe kayıtsız kalınan, sıradanlaşan günahlar gibi, derince düşünülmeyen, analiz edilemeyen ve içselleştirilemeyen hisler yüzünden her şey normalleşiyor. Toplum, “yaşadığı gibi inanma” çelişkisine kendini ikna ediyor.

Yazar - Aydın Uzkan
Okuma Süresi: 5 dk.
Aydın Uzkan

Aydın Uzkan

-
Google News

Hayat, normallerle anormallerin yer değiştirdiği bir seyir takip ediyor. Toplum olarak bir zamanlar rahatsız eden, şaşırtan şikâyet edilen ya da tepki gösterilen pek çok durum zamanla alışılagelmiş hâle geliyor. Bu davranış ve tutumlar, ilk bakışta sıradan gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde ciddi toplumsal ve bireysel sorunlara işaret ediyor.

Normalleşen anormallikler, aslında uzun süre maruz kalınan yanlışların, sorgulanmadan kabul edilir hâle gelmesini ifade ediyor. İşlendikçe kayıtsız kalınan, sıradanlaşan günahlar gibi, derince düşünülmeyen, analiz edilemeyen ve içselleştirilemeyen hisler yüzünden her şey normalleşiyor. Toplum, “yaşadığı gibi inanma” çelişkisine kendini ikna ediyor.

Eskiden olsa yadırgardık dediğimiz normalleşen anormallikler, bireyin değer yargılarında aşınmaya yol açarken toplumun genel vicdanını da köreltiyor Toplumsal tepkilerin zayıflarken ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı daha da yaygınlaşıyor. Böylece toplum, ortak değerler etrafında birleşme yetisini kaybeder hale geliyor.

Bireysel hatalar, toplum üzerinde sıradanlaşarak normalleşiyor.  ‘’Zaman sana uymazsa sen zamana uy’’ ilkesizliği ile normalleşen anormallikler yüzünden yaşanacak hüsranlar fark edemez hale geliyor.

Özellikle şiddet, sert dil ve etiketleyerek ötekileştirme zihniyeti, günlük hayatın parçası hâline gelmiş durumda. Trafikte edilen hakaretler, sosyal medyada farklı ırkları linç kültürü ya da aile içinde bağırmanın “terbiye yöntemi” olarak görülmesi buna örnek. Nihayetinde bu tür davranışlar, doğal bir iletişim biçimi olarak kabul edilmeye başlanıyor.

İletişim biçimlerindeki bu bozulma ile, sert üslup, saygısız dil ve empati eksikliği günlük hayatın olağan parçaları hâline geliyor. Özellikle sosyal yaşamda nezaketin zayıflaması, insanların birbirini anlamaktan çok yargılamaya yönelmesine yol açıyor. Bu da toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor

Toplumsal düzlemde en belirgin normalleşen anormalliklerden biri de adaletsizlik algısı. Haksızlıkların sıkça yaşandığı ve çoğu zaman sonuçsuz kaldığı bir ortamda insanlar, adaletsizliği hayatın doğal bir parçası gibi görmeye başlıyor. Torpilin, liyakatin önüne geçtiğinde çoğu insan bunu “zaten hep böyle” diyerek kabulleniyor. Bir haksızlığa uğrayan bireyin şikâyet etmek yerine susmayı tercih etmesi, adalet duygusunun zayıfladığını ve anormal bir durumun normalleştiğini gösteriyor.

Diğer yandan, bir haberin doğruluğu araştırılmadan paylaşılması ya da bilimsel bilgiye “herkesin fikri var” anlayışıyla yaklaşılması, toplumun düşünsel reflekslerinin zayıfladığını gösteriyor. Tüm bu örnekler, normalleşen anormalliklerin toplumsal yapıyı sessizce aşındırdığını ortaya koyuyor.

Psikolojik açıdan bakıldığında, bu normalleşme süreci bireylerde öğrenilmiş çaresizlik yaratıyor. Sürekli olumsuzluklara maruz kalan birey, zamanla mücadele etmeyi anlamsız bulup pasifleşiyor. Bu durum, kaygı bozuklukları, umutsuzluk ve değersizlik hissi gibi ruhsal sorunları beraberinde getiriyor. İnsanlar, anormal olanı sorgulamak yerine ona uyum sağlamayı tercih ediyor.

Yabancılaşma, yalnızlık ve anlamsızlık duyguları, normalleşmiş anormalliklerin birey üzerindeki etkisini gösteriyor. İnsanlar, toplumla uyum sağlamak uğruna kendi benliklerinden ödün verirken içsel çatışmalar yaşayarak, huzursuzca yaşamaya devam ediyor.

Eğitim ve aile yapısındaki sorunlar da bu süreci besleyen önemli etkenlerden. Eleştirel düşünmenin yeterince teşvik edilmemesi, genç bireylerin gördükleri yanlışları sorgulamadan kabul etmelerine neden oluyor. Aile içinde bastırılan duygular ve konuşulamayan problemler, anormal durumların “ayıp” ya da “kader” olarak etiketlenip normalleşmesine yol açıyor.

Sonuç olarak, toplumunda normalleşen anormallikler hem toplumsal hem de bireysel düzeyde derin yaralar açmaktadır. Bu döngüyü kırmanın yolu, farkındalık kazanmaktan ve sorgulamaktan geçiyor. Bu şekilde, normal kabul edilen yanlışların yeniden görünür kılınması mümkün olabilir. Ancak o zaman sağlıklı bir toplum yapısına doğru gerçek bir adım atılabilir.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.