19 Ocak 2026 - Pazartesi
KAYBOLMA İLE YÜZLEŞME
Kaybolmak bazen bir yer değiştirme değil, yön duygusunun içerden sökülmesidir. Haritalar hâlâ cebindedir ama yollar sana ait olmaktan çıkmıştır.
Yazar - Aydın Uzkan
Okuma Süresi: 4 dk.

Aydın Uzkan
-Modern toplumun ve kalabalığın birey üzerindeki yalnızlaştırıcı etkisi, sosyal görünmezlik ve insanın iç dünyasında yaşadığı sessiz çığlıkların hepsi kaybolmanın coğrafyasıdır. Fiziksel olarak “var” olan ama duygusal olarak “yok” sayılanlar da bu coğrafyanın makus bireyleridir.
Kaybolmak bazen bir yer değiştirme değil, yön duygusunun içerden sökülmesidir. Haritalar hâlâ cebindedir ama yollar sana ait olmaktan çıkmıştır. Adımların seni değil, senden kaçan bir gölgeyi takip eder.
Her yön bir ihtimaldir, her ihtimal bir labirenttir ve insan labirentin içinde kendi ruhunu arar. Yol yoktur; sadece yürüyen vardır ve yürümek kendi kayboluşunun sesini dinlemektir.
Bir sokakta kaybolursun, ama asıl yabancılık sokakta değil, kendi adında başlar. İsmini fısıldarsın, tanımazsın. Sesin bile seni başka birine ait sanır.
Bazen kalabalıkta kaybolursun, omuz omuza ama yapayalnız. İnsanlar yanından geçerken seni değil, senden geriye kalan boşluğu fark etmezler. Görünmezlik, en yüksek sesle yaşanır.
Kaybolmak, zamanın dağılmasıdır; saatler birbiriyle konuşmaz. Önce ve sonra anlamını yitirir, yalnızca “şimdi”nin uzun, yorucu nefesi kalır. O nefesin içinde beklemek, yürümekten daha zordur.
Kaybolmak bir eksilme değil, fazlalıklardan arınmadır belki de. Gereksiz olan her şey silinirken, öz berraklaşır. Cümleler kısalır, ihtiyaçlar susar, arzular yavaşlar. Kayboldukça insanın yükü hafifler; adresler, roller, beklentiler birer birer düşer omuzlarından.. Yol işaretleri silindikçe sezgiler konuşmaya başlar. Akıl susar, beden dinler, kalp tereddüt etmeden atar. Geriye yalnızca çıplak bir varoluş kalır.
‘’Kaybolmak ansızın başımıza gelen felaketlerden değil; bir zaman dilimine yayılarak, yavaş yavaş, insana sezdirmeden gerçekleşiyor.’’ diyor Tarık Tufan Kaybolan isimli kitabında.
Her yolculuk, biraz kaybolmayı göze almaktır. Bu yüzden ki, kaybolan insan, iç pusulasının titrek ama sahici yönünü hisseder. Yanında taşıdığını sandığın kimlik, bir yerlerde unutulmuş bir eşya gibi anlamsızlaşır. O an fark edersin: Seni tanımlayan şeyler yokluğunda da nefes alabiliyorsun.
Doğada kaybolduğunda dahi, ağaçlar sana yol tarif etmez, ama seni yargılamaz da. Gökyüzü neredeyse hep aynıdır; sen değiştikçe yön değiştirir. Kaybolmak, doğanın seni tanımasıdır.
İçinde kaybolduğunda ise en karanlık mağaralarla karşılaşırsın. Orada ışık yoktur ama yankı vardır; her düşünce defalarca geri döner. Susmak, çıkışa açılan tek patikadır.
Kaybolmak, aynı zamanda içe dönüp kendi derinliklerinde gezinmektir. Ve en sonunda, tüm yollar seni nereye götürürse götürsün, fark, yeni bir keşfin başlangıcıdır. “İnsan için önüne çıkan bütün yollar ‘yürünebilir’ yollar ise o insan artık kaybolmuştur. Kaybolmak nereye gideceğini bilememek, yani her yere gidebilmektir” diyor İsmet Özel.
Bazı kayboluşlar geri dönüşlüdür, bazılarıysa kalıcı. Eve dönersin ama evi eskisi gibi bulmazsın. Sen dönmüşsündür, ama senden biri yolda kalmıştır.
Ve belki de kaybolmak, bulunmanın tek dürüst biçimidir. İnsan kendini ancak bütün işaretleri yitirdiğinde tanır. Yol bittiğinde, yürüyen ortaya çıkar.
Bir son değil, yeni bir başlangıcın sessiz mührüdür kaybolmak. İnsan yollarını yitirdiğinde, içindeki pusula, kendi gerçekliğini gösterir. Bu da zaten varlığın en çıplak hâliyle buluşmasıdır. Beklenen, istenen, olması gereken . . .
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları
