22 Ocak 2026 - Perşembe

GURBET KÜLTÜRÜ

Gurbet kültürü, valizlerin köşelerine sinmiş yarım kalmış cümlelerle başlar. Gurbetçi, ne tamamen gittiği yere ait olabilir ne de bütünüyle geride kalana.

Yazar - Aydın Uzkan
Okuma Süresi: 5 dk.
Aydın Uzkan

Aydın Uzkan

-
Google News

Gurbet, bir coğrafyadan çok bir ruh hâlidir. Haritada çizgilerle gösterilemeyen, ama insanın içine bir sis gibi çöken uzun bir mesafe. Aynı dili konuşup aynı kelimelerde susmayı öğrenmektir . Bazen de kalabalıklar içinde kendi sesini yabancı bir aksanla duymaktır.

Gurbet kültürü, valizlerin köşelerine sinmiş yarım kalmış cümlelerle başlar. Bir çift yün çorap, bir avuç toprak, sararmış bir fotoğraf… Bunlar yalnızca eşya değil, kopuşun ve tutunmanın sembolleridir. Giden, ardında bıraktığını taşımaya çalışırken, aslında kendini çoğaltır.

Gurbet, zorunlu bir hareketliliğin adıdır. İş, savaş, yoksulluk ya da umut; hepsi insanı yerinden eden meşru gerekçelerdir. Ama bu hareket, yalnız bedeni değil, aidiyeti de yerinden söker. Gurbetçi, ne tamamen gittiği yere ait olabilir ne de bütünüyle geride kalana.

Gurbette zaman başka akar. Takvimler ilerler ama hatıralar yerinde sayar. Aynı bayram yıllarca tekrar eder, aynı şarkı her dinlendiğinde biraz daha eski bir yaraya dokunur. Geçmiş, şimdinin içine sızarak kronik bir özleme dönüşür.

Dil, gurbetin en sessiz sınavıdır. Ana dil, evin içindeki kutsal alan olurken; dışarıda öğrenilen dil, hayatta kalmanın anahtarıdır. İki dil arasında sıkışan gurbetçi, çoğu zaman hiçbirinde kendini tam ifade edemez. Kelimeler eksik, duygular fazla kalır.

Emekle yoğrulmuş bedenler, iki dünya arasında sıkışmış zihinler ve hiçbir yere tam sığamayan kalpler üretir. Gurbet, insanı parçalayarak çoğaltır; her parça başka bir yere aittir. Belki de bu yüzden gurbet kültürü, eksiklikten beslenen ama direnci yüksek bir kültürdür. Kökleri yerinden sökülmüş olsa bile, hayatta kalmayı öğrenmiş bir varoluş biçimidir gurbet.

Her günü dayanışmayla örülüdür gurbetin. Aynı memleketten gelenler, aynı acının lehçesini konuşur. Kahvehaneler, dernekler, düğün salonları; hepsi küçük memleket replikalarıdır. Bu mekânlarda hasret geçici olarak askıya alınır. Bitmeyen bir dönüş fikridir o. Dönülemese bile insanı ayakta tutan gizli bir umuttur.

Bazen insanlar, rağbet gördükleri yerde kalır, rağbet görmedikleri yerden kendi vatanları bile olsa uzaklaşırlar. Bu yüzden onlara bazen vatan gurbet, bazen de gurbet vatan olur.

Gurbet kültürü aynı zamanda içe kapanmayı da üretir. “Biz” ve “onlar” ayrımı, gündelik hayatın görünmez duvarlarını örer. Gurbetçi, çoğu zaman kendini korumak için kabuğunu kalınlaştırır. Bu kabuk, hem sığınak hem de hapishanedir. Her gurbetin içinde bir vuslat gizlidir.

Gurbet, bazen hiç durmayan bir tren gibidir. Camdan bakıldığında manzara değişir, ama içerdeki yolculuk bitmez. İnsanın içindeki çocuk hep aynı istasyonda bekler. Gelen trenler onu hiçbir zaman almaz.

İkinci kuşak, gurbet kültürünün en karmaşık aynasıdır. Onlar ne tam gidenin hikâyesini yaşar ne de kalanın. İki kültür arasında büyürken, kimlikleri yamalı bir kumaşa benzer. Bu yama, hem zenginlik hem de çatışmadır.

Gurbet, insanı sürekli karşılaştırmaya zorlar. “Orada” ve “burada” bitmeyen bir muhasebedir. Hangi ekmek daha lezzetli, hangi gökyüzü daha mavi, hangi yalnızlık daha ağır… Bu karşılaştırmalar, aidiyetin matematiğini hiçbir zaman çözemez.

Nihayetinde  suskunluğun anlatısı olur gurbet. En çok söylenemeyenlerde büyür. Şiir olur, türkü olur, bazen de gece yarısı ansızın gelen bir iç çekiş. Anlatıldıkça eksilir sanılır ama aslında derinleşir. Bu derinlik hiç bitmez, zira bu dünya bir sürgün yeridir; dostu bulan, gurbette değildir vesselam . . .

.
.
 
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.