DİJİTALLEŞEN RAMAZAN KÜLTÜRÜ
Dijitalleşen Ramazan, bir kayıp değil, bir sınavdır. Ekranların ışığı altında da karanlığın içindeki o ince huzuru bulabilme sınavı.

Aydın Uzkan
-Ramazan artık sadece hilalin göğe asıldığı bir zaman dilimi değil, ekranların içinden süzülen bir ışık hâline de geldi. Bir zamanlar minarelerden yayılan ezan sesi, şimdi bildirim tonlarının arasına karışıyor. Gökyüzüne bakarak beklenen iftar vakti, artık cep telefonlarının parlayan saatlerinde saklı.
Zaman, dijital bir kum saati gibi akarken, piksel piksel eksilen bir gün, “iftara ne kadar kaldı?” sorusunda toplanıyor.
Sofralar hâlâ kuruluyor ama artık sadece masanın etrafında değil, ekranın çerçevesinde de. Görüntülü konuşmalarla uzak şehirler aynı buharın içine giriyor. Bir tabak hurma, kameranın önünde bir simgeye dönüşüyor, paylaşılan fotoğraflar, nimetin kendisinden çok temsilini çoğaltıyor.
Sofra paylaşımları bilinçdışı bir mesaj taşıyor. “Bu paylaşımlar ‘ben de bu manevi atmosferin içindeyim’ mesajı verme ihtiyacını yansıtıyor. Bu durum sosyal kimliği dijital ortamda pekiştiriyor.
Sosyal medya akışında Ramazan, estetik bir vitrine dönüşüyor. Işıl ışıl iftar sofraları, filtreli mahyalar, dijital kandiller… Paylaşılan her kare, bir iyilik niyetinin mi yoksa görünür olma arzusunun mu izdüşümü? Bu sorunun cevabı, belki de kalbin en sessiz yerinde gizli. İyilik, eskiden kapı eşiğinde bırakılan bir torbaydı; şimdi “paylaş” tuşunun gölgesinde çoğalıyor.
Mahalle kültürünün yerini sanal cemaatler alıyor. Aynı etikette buluşan binlerce insan, aynı duayı yazıyla mırıldanıyor.
Fiziksel mesafeler, dijital yakınlıkla telafi ediliyor ama dokunmanın yerini tutmayan bir yakınlık bu. Yine de insan, ekranın ötesindeki kalabalıkta kendine bir yer arıyor. Bir “beğeni”nin içinde, bir kalp simgesinde teselli buluyor.
Dijitalleşen Ramazan, zaman algımızı da dönüştürüyor. Sahura kadar açık kalan ekranlar, gecenin sükûtunu bölüyor. Eskinin loş lambaları altında okunan kitapların yerini, parmak ucuyla kaydırılan metinler alıyor. Sabır, artık yalnızca açlığa değil, kesintisiz akışa karşı da gösteriliyor. Oruç, belki de ilk kez gözleri de terbiye etmeye çağırıyor.
Yardımlaşma ise yeni bir surete bürünüyor. Birkaç tıklamayla yapılan bağışlar, görünmez bir el gibi dolaşıyor dünyayı. Fiziksel temasın yerini dijital transferler alırken, niyetin saflığı yine kalpte sınanıyor.
Dijitalleşen ramazan kültüründe İyilik , artık bir banka bildirimi kadar sessiz ama etkisi, bir çorba kâsesinin buharı kadar sıcak olabilir.
Reklamlar ve kampanyalar Ramazan’ı bir mevsim gibi karşılıyor. İndirimler, özel menüler, sınırlı süreli fırsatlar… Maneviyatın etrafında dönen bir piyasa dili var. Oruçla arınan bedenin karşısında, tüketim çağrıları sabırsız. Sanki insan hem eksilerek hem de çoğalarak yaşıyor bu ayı, hem sadeleşmek isterken hem de daha fazlasını arzulayarak.
Çocuklar için Ramazan artık yalnızca davulcunun sesi değil. Animasyonlu videolar, uygulamalar ve dijital takvimler demek. Gelenek, piksel piksel yeniden üretiliyor. Eski masallar yeni formatlarda anlatılıyor. Kültür, biçim değiştiriyor ama özünü korumaya çalışıyor, tıpkı suyun kabına göre şekil alması gibi.
Belki de dijitalleşen Ramazan, bir kayıp değil, bir sınavdır. İnsanın kalabalık içinde yalnız kalabilme, gürültü içinde sessizleşebilme sınavı. Ekranların ışığı altında da karanlığın içindeki o ince huzuru bulabilme sınavı.
Ramazan, nerede yaşanırsa yaşansın, nihayetinde insanın kendi içine doğru yaptığı bir yolculuktur. İster taş sokaklarda, ister fiber kabloların görünmez yollarında.
