25 Şubat 2026 - Çarşamba
BOZULAN AKRABALIK KÜLTÜRÜ
Kan bağında güller solarken, soy ağacının dalları kırılıyor. Kökleri derin ama yaraları gizli bir kültür olan akrabalık, giderek yozlaşıyor.
Yazar - Aydın Uzkan
Okuma Süresi: 4 dk.

Aydın Uzkan
-Sağlam bir akraba kültürü, sadece aile bireyleri için değil, toplumun genel huzuru için de vazgeçilmezdir. Buna karşın günümüzde akrabalık, eski bir sandığın içinde saklanan danteller gibi, varlığı bilinen ama nadiren çıkarılıp serilen bir hatıraya dönüştü.
Kan bağında güller solarken, soy ağacının dalları kırılıyor. Kökleri derin ama yaraları gizli bir kültür giderek yozlaşıyor. Aynı soyadını taşıyan insanlar, artık aynı hikâyeyi taşımıyor. Kan bağı yerinde duruyor durmasına, fakat gönül bağı çoğu zaman şehirler arası mesafelerden daha uzak.
Nerede o eski tarafsız ve hilesiz akrabalıklar, nerede gerçek kardeşlikler. Bir zamanların güç veren samimi sarılmaları emojilere, uzun sofralar kısa görüntülü konuşmalara sığdırıldı. Aynı çayın buharında buluşan yüzler, artık farklı zaman dilimlerinde çevrim içi oluyor. Akrabalık, dijital bir hatırlatmaya indirgenen bir görev gibi.
Şehirler büyüdükçe aileler küçüldü. Eskiden aynı mahallede büyüyen kuzenler, şimdi haritada birbirini arıyor. Kalabalık aile fotoğrafları yerini, ayrı ayrı çekilmiş profil resimlerine bıraktı.
Kimsenin kimseye uzun uzun tahammül edecek zamanı yok. Bir kırgınlık, anında silinen bir numara, bir yanlış anlaşılma, sessizce arşivlenen bir ilişki oluyor. Oysa eskiden küslük bile kapı çalmaya engel değildi.
Artık akrabalar, birbirinin hayatını sofrada değil, sosyal medyada öğreniyor. Doğumlar, nişanlar, başarılar; hepsi birer bildirim gibi düşüyor ekranlara. Sevinçler beğeni sayısına, acılar kısa başsağlığı cümlelerine dönüşüyor. Paylaşım arttıkça yakınlık azalıyormuş gibi bir paradoks yaşanıyor.
Maddi ölçüler de akrabalığın terazisine sızmış durumda. Ekonomik zorluklar, miras anlaşmazlıkları ve iletişim eksiklikleri de akrabalar arasındaki güven duygusunu zedeliyor. Aynı kökten gelen dallar, birbirine gölge etmekten çekinmiyor artık. ‘’’'Vefasız akrabaya gitme, o yıkık bir köprüdür’’ diyor Mevlana.
Akrabalık, kalabalıklar içinde kaybolmuş bir isim çağrısı gibi. Duyuluyor ama dönüp bakılmıyor. Aynı soyun hikâyesini paylaşan insanlar, farklı ideallerin, farklı hayat tarzlarının savurduğu yönlere savruluyor. Dünya küçülürken kalpler büyümüyor, aksine, herkes kendi odasında kendi yalnızlığını büyütüyor.
Belki de akrabalık biçim değiştiriyor ama kabuk değiştirirken canı yanıyor. Gelenekle modernlik arasında sıkışmış bir bağ bu. Ne tamamen kopabiliyor ne de eski hâliyle kalabiliyor. Arada, belirsiz bir yerde salınıyor.
Günümüzde akrabalık, zamana direnmeye çalışan bir hatıra gibi. Tozlanan ama atılamayan, kırılan ama vazgeçilemeyen bir eşya misali. İnsan nereye giderse gitsin, soyunun gölgesi peşinden geliyor. Belki de mesele, o gölgeyi yük değil, serinlik yapabilmekte.
Çünkü akrabalık, yeniden tanımlanmayı bekleyen bir kelime artık. Kanın yazdığı cümleyi, kalbin yeniden kurması gerekiyor. Bu bağ, sadece doğuştan gelen değil, emekle, anlayışla ve hatırlamayla beslenmesi gerekiyor.
Yine de bütünüyle kaybolmuş değil akrabalık. Hâlâ zor günlerde ansızın çalan bir kapı, beklenmedik bir destek, içten bir ses var. Modern hayatın gürültüsünde cılız kalsa da, o ses insanı çocukluğuna çağırıyor. Demek ki kökler, toprağın altında hâlâ canlı.
.
.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları
